TTTT

TTTT

Haftanın Şiir'i


( Haftanın Şiir’i)

AVURUPA’DA

Sorup sual ederseniz
Ozan Mevlüt Avrupa’da
Ona merhaba derseniz
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Seneler olmuş gideli
Mekân tutmuş gurbet eli
Gayet cömert açık eli
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Yaşlanıyor yavaş, yavaş
Cehalete açmış savaş
Kader gülsün ona gardaş
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Hannover’de yaşar kendi
Hiç dolup taşmamış bendi
Mülayim bir beyefendi
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Kısalığı boyundandır
İyi niyet huyundandır
Ozanlılar soyundandır
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Hasretlikle yanmış özü
Bir türlü gülmemiş yüzü
Bol muhabbet tatlı sözü
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Ali’m Mevlüt buralıdır
Yiğit mert delikanlıdır
Gören bilir dost canlıdır
Ozan Mevlüt Avrupa’da

Aşık Ali Ataş

kod deneme

aa

24 Haziran 2014 Salı

OZAN ARİF KİMDİR



(Ozan) Arif Şirin (1949 - .... )
Ozan Arif Giresun`un Alucra ilçesine bağlı şimdiki ismi ile Yükselen eski adı ile Hapu köyünde 10 Haziran 1949`da doğdu. Babası yörenin sevilen simalarından rahmetli Muharrem Çavuşun (Muharrem Şirin) oğlu Mehmet Bey, annesi Fatma hanım da, yine komşu köy Demirözü`nden aynı şekilde sevilen rahmetli Gençağa Eşkünoğlu`nun kızıdır. Babasının memuriyeti dolayısıyla, ilk ve ortaokulu Samsun`da bitirdikten sonra, hayli kalabalık olan ailesine kısa zamanda maddi yardım yapabilmek düşüncesiyle öğretmen okuluna başladı. 1969-1970 döneminde Perşembe İlköğretim Okulundan mezun oldu. Okul süresi boyunca kışları okuyup yazları rençberlik yapan bir öğrenci idi.
İlk göreve başladığı okul, ailesinin bulunduğu Samsun`da Karaoyumca köyündeki ilkokuldur. Bir yıllık stajyerlik süresinden sonra, yine Samsun`da Devgeriş köyüne tayin ol du. 1972 yılında yine aynı köyde stajyerlik yapmakta olan ve ona ömrü boyunca en büyük desteği veren Süheylâ hanımla evlendi. Devgeriş köyünde beş yılı öğretmenlik, dört yılı ise okul müdürlüğü olmak üzere dokuz yıl hizmet vermiştir.
İnançlarından ve prensiplerinden asla taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olan Ozan Arif, o devrin yöneticilerinin büyük baskısı ile, maalesef 1979 yılında öğretmenlik mesleğinden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Öğretmenlik mesleğini şok seven Ozan Arif`in çok başarı lı takdirnamelerle dolu meslek hayatına rağmen, o günün şartlarında başka bir tercihi de kalmamıştı.
Derken, 12 Eylül 1980 olaylarıyla birlikte, inanan, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, memleketin, milletin bekasını düşünen bir çok vatansever insan gibi yanlış değerlendirilmekten çok büyük bir üzüntü duyan Ozan Arif, ailesini, çocuğunu ve hepsinden önemlisi, öz vatanı Türkiye`yi geride bırakarak, 24 Eylül 1980 tarihinde Almanya`ya gitti. Onbir yıllık acı bir ayrılıktan sonra, 5 Kasım 1991`de nihayet memleketine ve vatanına geri dönmesi nasip oldu. Bu süre zarfında, dünyada nerede bir müslüman Türk insanı varsa onu gidip bularak, milli heyecanın filizlenmesine yardımcı olmuş ve önemli görevler almıştır. Daha çocuk yaşlarda iken Kerem ile Aslı`yı, Leyla`ile Mecnun`u, Karacaoğlan`ı, Köroğlu`nu, Dadaloğlunu, Yunus`u ve daha nicelerini okuyarak aşk cönklerini ezberleyen Ozan Arif, Karadeniz`de, yaşadığı yörede hayli yaygın olan irticalen Türkü söyleme sanatı sayesinde çok meşhur oldu. Hatta eskiden destan satıcılarının Ozan Arif`e destanlar yazdırıp, daha sonra bunları bastırarak dağıtmaları sebebiyle, yörede ismi çok duyulan bir aşık olmuştur.
İlk olarak ortaokul ikinci sınıfta sesine aşık olduğu bağlama ile tanışan ve hayli dar olan aile bütçesinden biriktirdiği harçlıklarla, 1964`te İstanbul`da bulunan Şemsi Yasıtman saz evinden 15 liraya aldığı bir bağlama ile ses ve saz dünyasının içine giren Ozan Arif, o gün bugündür hiç susmadan ve hak bildiği yoldan taviz vermeden gönül dostlarına seslenmektedir.
ÖDÜLLERİ
Güzel sanatlara yeteneği, şiire ilgisi ve özellikle şairliğe olan kabiliyetinden dolayı okul çağlarında şiir ve resim dallarında birincilikler ve ödüller almaya başlayan Ozan Arif`in başarıları hayatının ileriki yıllarında yöresel sınırları aşıp Türkiye genelinde de devam etti.
Birçok şiir ve Halk Edebiyatı yarışmalarında üstün başarı gösteren Ozan Arif`in Türk Halk Edebiyatı`nın şiir, atışma, muamma, irticalen şiir söyleme, lebdeğmez (dudakdeğmez), güzelleme ve diğer dallarında çeşitli tarihlerde aldığı Türkiye birincilikleri, sertifikalar ve ödüller vardır.
Bunların yanında Konya`da Türkiye Aşıklar Bayramı`nda değişik yıllarda, değişik dallarda birincilikler elde eden Ozan Arif, yine Konya Aşıklar Bayramı`nda 1976, 1977 ve 1978 yıllarında her dalda altın madalya kazanmıştır.
Lakin kendisi onun için en büyük ödülü şöyle ifade ediyor:
"...ortaokul çağlarında çocuk yaşta bu sevdaya gönül vermişim. O yaşlardan beri verdiğim mücadelenin karşılığını, tertemiz yüreklerde sevgi sarayları kurarak aldım. Ülküdaşlarımın sevgi ve muhabbetinden daha büyük beşeri ödül olamaz."
KAYNAK SİTE

23 Haziran 2014 Pazartesi

Abdulvahap KOCAMAN



Abdulvahap KOCANMAN (1930 – 14.08.2005)
--------------------------------------------------------------------
1930 Osmaniye Kadirli İlçesi Avluk (Koçlu) Köyü doğumlu. Evli 11 çocuk babası. Uzun süre Kadirli ile civar il ve ilçelerin cadde ve sokaklarında destan satmış bu yolla hem geçimini sağlamış, hem de şairliğe ilk adımını atmıştır. İlk defa, 1968 yılında, katıldığı Konya âşıklar bayramı (buluşması) bundan sonraki hayatı için bir dönüm noktasıdır. Gerek yurt içi gerekse yurt dışında katıldığı yarışmalarda şiir ve atışma dalında birçok ödülün sahibidir. Aldığı madalyaları göğsüne takarak gezmek den ve devlet büyükleriyle çektirdiği resimleri paylaşmaktan büyük gurur duyardı. Aldığı ödül ve madalyaların sayısı neredeyse şiirleri kadardır. Şiirlerinin sayısı sorulduğunda ‘’ben de tam olarak bilmiyorum ‘’demiştir. Şiir okumada ayrı bir özelliği vardır. Türkiye’de en güzel şiir okuyanlarından biriydi. Şiir okurken ayrı bir meddah gibi rol yapardı. Kocaman adına birçok bitirme ve doktora tezleri hazırlanmıştır. 14 ağustos 2005 yılında kendi doğup büyüdüğü köyünde vefat etmiştir. Cenazesi Kadirli Asri mezarlık' da defnedilmiştir. Çocuklarının yaptırdığı Mezar taşında İKİ TAŞTAN İBARET başlıklı şiiri yazılıdır..
--------------------------------------------------------

ACEP EVLENSEK Mİ, EVLENMESEK Mİ?
Vaktimiz geçiyor, yas ilerliyor.
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?
Kimi de bekârlık sultanlık diyor,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Ben kendi gönlüme hayli danıştım,
Çok kızlarla senli benli konuştum.
Talip oldum çok dil döktüm, tanıştım,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir İstanbul kızı dedi; gelirim.
Dedim üç yüz milyon aylık gelirim.
Dedi, o boyama yetmez ölürüm.
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Laz kızına vardım, dedim, yar mis un?
Alacağum seni gönlün var mis un?
Dedi aşık, hamsi Balık yer mis un?
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir de kürt kızına savdı şans beni,
Dedim, nevada çia, kirmancı zani,
Dedim, aşkı-meşki, dedi, nizani,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Çingene kızına baktırdım falda,
Dedim meslektaşız, gel bana nola,
Abe dedi, çeri başı pek bela,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?
.
Davulcu kızına dedim gelirsen,
Bende sizlerdenim, benim olursan,
Dedi bir davul birde zurna alırsan
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?
.
Çerkez kızının da sevdim huyunu
İncecik belini, usul boyunu.
Onunla oynadık tvist oyunu,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir Yörük kızına dedim, merhaba,
Acep gelmez misin sen bana caba,
Dedi, iki yüz koyun bir keçe aba,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir Andırın’ lı kız gitti hoşuma,
Dedim, evlenelim, girdin düsüme,
Dedi, tirşik yoksa, emek boşuna,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Gönül bu, bekarlık elinden yetti,
Kalktı bir de Avşar kızına gitti
O da ilkbaharda yayla bahsetti
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir Arap kızına baktım ki güzel,
Dedim evlenelim, hoşbeşten ezel,
Allo, çello dedi, okudu gazel,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Dediler Bozdoğanda güzelin hası,
Dünür saldım verecekmiş babası,
Kız demiş çok mola, kabak tarlası
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir dadaş kızına ettim dünürlük,
Dedim evlenelim ederiz dirlik
Dedi, on beş altın, bir besi birlik
Acep evlensek mi evlenmesek mi?

Arnavut kızına sordum durumu,
Seni istiyorum, yor bu yorumu,
Dedi, beş-on dönüm pırasan var mı?
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bir göçmen kızına dedim çok sayin,
Kardeşiniz bana olmaz mı kayın,
Dedi asık bana yetişmez tayin,
Acep evlensek mi evlenmesek mi?

Bir öğretmen kıza dedim gelin mi?
Dedi asık, fizik kimya bilin mi?
Eh kardeşim, öldürün mü ölün mü?
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?

Bu âsık Kocaman artik neylesin,
Daha kime müracaat eylesin,
Dinleyenler Allah için söylesin,
Acep evlensek mi, evlenmesek mi?
--------------------------------------------

     CİNAYETİM VAR
Ben aslında karıncayı incitmem,
Günde üç beş tane cinayetim var.
Kılıbık değilim avrattan korkmam,
Hanımıma sonsuz itaatim var.

Rütbem mareşalden daha yukarı,
Otuz sene güttüm köyde davarı,
Lüzumsuz işlerde yaptım başarı,
özrümden büyük kabahatim var.

Kendime uymayan bir iş bulurum,
Horozun sesine eve gelirim,
Namaz kılmayana imam olurum,
Alnı yere gelmez cemaatim var.

Yaşantım çok tatlı baldan kaymaktan,
Benim gibi erkek çıkmaz oymaktan,
Günde on kez dayak yerim avrattan,
Krallardan üstün bir rahatım var.

Yalanı söylemem, hiç doğru demem,
Avantadan sevmem çalışıp yemem,
Emanet alırım iade etmem,
Yüksek karakterli şahsiyetim var.

Hep yerde gezerim uçaktan inmem,
Eşeği bulamam, beygire binmem,
On yedi yaşlı kız verseler evlenmem,
Koca karılarla kontratım var.

Yeni fehmeyledim sağ ile solu,
Bilmeye çalıştım gittiğim yolu,
Kırk mağazam var, rüzgârla dolu,
Avluk dağlarında saltanatım var.

Çok ince ruhluyum değilim kaba,
Yaptığım kusurlar gelmez hesaba,
Bütün çingeneler bana akraba,
Sülalesi temiz asaletim var.

Her gün yemek yerim altın tabakta,
Yiyip içip aç gezerim sokakta,
Bir elbise yaptırırım her hafta,
Çaput parçasından kravatım var.

Altmış beşten kırka indi yaşlarım,
Yolu yarı eder geri başlarım,
Hep geri zekâlıdır arkadaşlarım.
Benim de kafamdan şikayetim var

Bin bir mesleğim var, yapmaz yıkarım,
On beş avrat aldım halen bekarım,
Yazın ağustosta soba yakarım,
Kışın kırk derecede hararetim var.

Yoksulluk elinden halim pek yaman,
Olamazlar benim gibi kodaman,
Adım Abdulvahap soyu kocaman,
Koçlu köyü denen vilayetim var
************************************

   ÇATMASINLAR HAA!!!

Türk milleti bir bütünden ibaret
Aramıza fesat katmasınlar haa
Barbarlıkta bilmem nadir ticaret
Çatlak zurna gibi ötmesinler haa

Oğuz Türklerinden bizim soyumuz
Yavuz’dan fatih’ten gelir huyumuz
Yiyip ekmeğimiz içip suyumuz
Terörün methini etmesinler haa

Baba varken güven olmaz dayıya
Bazıları dayı diyor  ayıya
Boyanıp da çeşit çeşit boyaya
Sağa sola çifte atmasınlar haa

Sakın hürriyete saldırmasınlar
Hücum borumuzu çaldırmasınlar
Aslanı yataktan kaldırmasınlar
Çakal gölgesinde yapmasınlar haa

Üç beş sapısilik düşmüş bir halta,
Atmak istiyorlar bu dine balta,
Üste çıkak derken yatarlar alta,
Bizim ile güreş tutmasınlar haa.

Ummadık taş düşer başını yarar,
Sirkenin keskini küpüne zarar,
Eceli gelmiş it dağda kurt arar,
O kadar ileri gitmesinler haa.

Türk milleti bir bölünmez bütündür,
Bölemezler bizi bölmek çetindir,
Vatan hakimiyet bu milletindir,
Milletime çamur atmasınlar haa.

Bu toprakta damla, damla kan verdik,
Ter akıttık emek verdik can verdik,
Gazi olduk şehit olduk şan verdik,
Öyle çok ucuza satmasınlar haa.

Vatan vermek Kocaman’a ar gelir,
Esir olmak kahramana zor gelir,
Koca dünya başlarına dar gelir,
Şanlı ordumuza çatmasınlar haa.
************************************

    DÖNDÜ DÖNMEDİ
Yaylaya gitmişti yayla zamanı,
Gülizar döndü de döndü dönmedi.
Demek ki unutmuş ahdı amanı,
Yaylacılar geri döndü dönmedi.

Ben gönlümü o sunaya bağladım,
Aşkı ile ciğerimi dağladım,
Gözlerimde kanlı yaşlar ağladım,
Selinden değirmen döndü dönmedi.

Ben baktıkça o yılıştı yüz verdi,
Aşkımıza ümit verdi hız verdi,
Yemin etti sapasağlam söz verdi,
Demek ki sözünden döndü dönmedi.

Ah çektikçe gözlerimden yaş geldi,
Ümitlerim doldu gitti yaş geldi,
Yaz da bitti güz de bitti kış geldi,
Zaman geçti devir döndü dönmedi.

Aşkıma inansa benim,arardı,
Sevda çeke çeke benzim sarardı,
Tansiyonum düştü gözüm karardı,
Sevdasından başım döndü dönmedi.

Bu zalim engeller bize nettiler,
İki aşık arasına gittiler,
Kaş göz oynattılar fiskos ettiler,
Arada bir dümen döndü dönmedi.

İsmini andıkça ah çekerim ah,
Sevende mi sevilendemi günah,
Yepyeni bir ümit başlar her sabah,
Akşamüstü güneş döndü dönmedi.

Kokusunu arıyorum yellerde,
Boynu bükük bekliyorum yollarda,
Aşkı ile ölüyorum çöllerde,
Üzerimde kuşlar döndü dönmedi.

Bir of çektim dağ sallandı taş düştü,
Ahımdan cihana bir ateş düştü,
Bulutlar ağladı gökten yaş düştü,
Kuru çöller göle döndü dönmedi.

Şu halime ne söyleyem ne diyem,
Bana dönse bir canmım var hediyem,
Ham kelama izin vermez terbiyem,
Bedduadan dilim döndü dönmedi.

Kara sevda çekmek zor kardeşim zor,
Bana inanmazsan bir çekene sor,
Benim sonum tımarhane ve doktor,
Kocaman ölümden döndü dönmedi..
************************************

     
İKİ TAŞTAN İBARET
Boşa mağrurlanma sen insanoğlu;
Cismin; iki damla YAŞdan ibaret.
Dünyaya aldanıp şaşırma yolu,
Bu dünyanın sonu Boş’lan ibaret..

En sonu figandır ne kadar gülsen,
Menzile varırsın haddini bilsen,
Zaloğlu Rüstem'in denginde olsan,
Uçup giden bir gün Kuş’tan ibaret.

İster ömür sürsen yıllarca sene,
Akıbet aslına dönersin yine,
Zevki ızdırabı değmez bir güne,
Dört yanına bir BAKIŞTAN ibaret..

Düşün bu dünyaya ne için geldin,
Nerede eğlendin nerede kaldın,
Ne zaman yaşadın ne zaman öldün,
Çünkü hayat bir SAVAŞTAN ibaret..

Abdülvahap ister ulu han olsan,
İster yaşlı, ister bir civan olsan,
Dünyaya hükmeden kahraman olsan,
Akıbetin İKİ TAŞTAN ibaret..
*********************************

KADİRLİ’YE GÜZELLEME
Yurdumuzda bir benzeri bulunmaz,
Var mı Türkiye’de eşin Kadirli.
Kuruluş tarihin kesin bilinmez,
Bir asırdan fazla, yaşın Kadirli.

Toprağında bin bir ürün yetişir,
Savrun çayı Ceyhan ile katışır,
Bahçelerde dertli bülbül ötüşür,
Turaç senin asil kuşun Kadirli.

Güzün tarlalara tahıl ekilir,
İlkbaharda pamuk sebze dikilir,
Yazda sonbaharda ürün çekilir,
Dört mevsim işin bitmez Kadirli.

Sen sırtını Sülemiş’e yaslarsın,
Kanallarla düz ovayı ıslarsın,
Kucağında çok gariban beslersin,
Tükenmez ekmeğin aşın Kadirli.

Bütün insanlara açık kucağın,
Asırlardan beri tüter ocağın,
Yaz ayında fazla olur sıcağın,
Ama ılık geçer kışın Kadirli.

İlçeler içinde zengin bilinir,
Şükür sende ne ararsan bulunur,
Bir yılda üç çeşit ürün alınır,
Altındır toprağın taşın Kadirli.

Kültürlü insanın öz Türkçe dilin,
Elli bin nüfusun Adana ilin,
Sen Çukurova’da nazlı bir gelin,
Sürmelidir gözün kaşın Kadirli.

İlçe Andıran’a yol senden geçer,
Halkın temiz yiyip temiz su içer,
Ahalin yaz ayı yaylaya göçer,
Bütün asilzade kişin Kadirli.

Ovaların mümbit, boldur ormanı,
Bulunur her türlü derde dermanı,
Sende mevcut yiğitlerin harmanı,
Düşmana eğilmez başın Kadirli.
************************************

        MUHTAR ADAYI
Köylüm beni zorla Muhtar ederse,
Girerim hayalden DÜŞÜNE kadar.
Köyün töresini çeviririm terse,
Bakarım ayaktan BAŞINA kadar.

Öldürseler tergemezdim yalanı,
Kolay, kolay yaptırmazdım talanı,
Kızı satıp ondan başlık alanı,
Sökerdim tırnaktan DİŞİNE kadar.

Hırsızı köylüye çoban tutarım,
O çalar getirir ben yer yatarım,
Mallarını dış devlete satarım,
El korum topraktan TAŞINA kadar.

Köyden haraç alır hacca giderdim,
Beleş para ile borcum öderdim,
İslam’ın şartını tamam ederdim,
Yapardım birinden BEŞİNE kadar.

Hastaya ölmeden mezar kazardım,
Dövüşen çiftlere muska yazardım,
Bensiz iş yapanın işin bozardım,
Yoklardım doludan BOŞUNA kadar.

Her gün düzenlerdim özel eğlence
İhtiyardan alır verirdim gence
Benden hanımlara sosyal güvence,
Alırdım şalvardan ŞEŞİNE kadar.

Bütün dul avrada koca bulurdum,
Seçer iyisini kendim alırdım,
Süsüne püsüne ortak olurdum,
Boyardım gözünde KAŞINA kadar.

Bir tembel bulursam gözün boyardım,
Alır parasını cebe koyardım,
Ölen ölülerden kefen soyardım,
Bunu uygulardım EŞİNE kadar.

Genç kızlara dansöz kursu açardım,
Kız oynatır köye neşe saçardım,
Ehl-i keyf olana kucak açardım,
Beslerdim sarhoştan KEŞİNE kadar.

Köyün bekçisini ebe ederdim,
Sağlıklı doğuma çaba ederdim,
Bütçeyi çapkına hibe ederdim,
Verirdim ekmekten AŞINA kadar.

Kocaman’ın gerçek olsa hayali,
Bana ne! Köylüye olur vebali,
Belki beni öldürürdü ahali,
Ölürsem oğlunun KUŞUNA kadar..
**********************************

BAHAR GÜZELLEMESİ
Bir senenin dört mevsimi güzeldir
Ama ilkbaharın ayrı süsü var
Eksikleri gedikleri düzeltir
Kendisine mahsus bir övgüsü var

Çiçek öylesine sever baharı,
Kimisi masmavi kimisi sapsarı,
Her çiçekte dolaşırken bir arı,
Her ağaçta bir yavru kuş sesi var.

İlkbahar gelince cana can katar,
Yılan kavlar tüylü hayvan tüy atar,
Kuşlar yuva yapar kirpi ev tutar,
Artık her canlının bir hanesi var.

Çoban kavalının namelerinde,
Keçi otlamaya kalkar yerinden,
Koyunun süt dolu memelerinden,
Koklayarak kuzu emzirmesi var.

Bütün canlılarda var aşk işi,
Dişi erkek arar erkekse dişi,
Bu mevsimde arzu eder eş eşi,
Üreyip çoğalma meselesi var.

Birden al yeşile bezenir dağlar,
Karlar erir sular coşarak çağlar,
Meyveler yüklenir bahçeler bağlar,
Bahçıvanın bunda sermayesi var.

Kelebekler ipil ipil uçarken,
Papatyalar pırıl pırıl açarken,
Yaylacılar yaylasına göçerken,
Her obanın ayrı kafilesi var.

Bunca varlık ilkbahardan alır hız,
Bu sevinci tarif etmek imkansız,
Mırıldanır inek sağar sarı kız,
Çehresinde sevgi ifadesi var.

Köylü kardeş ilkbaharı çok sever,
Kimi bostan eker kimi ot döver,
Kocaman daima güzeli över,
Âşıkların bundan başka nesi var.
********************************

    DE HATIRLA
Hayvanlardan kuş kanatlı
Ördek de gölü hatırla.
Acının karşısı tatlı
Arı de balı hatırla

Yalan dünyanın ahengi
Her şey birbirinin dengi
Köre tarif etme rengi
Yeşil de alı hatırla

Kışı derken yağan karı
Kıştan sonra ilk baharı
Baharda yeşil dağları
Ağaç de dalı hatırla

Yokuştan sonra inişi
Erkeğin yoldaşı dişi
Dünyaya aldanan kişi
İnsan de deli hatırla

Ömür baştan başa keder,
Ananın yoldaşı peder,
Akşam gelir sabah gider,
Yolcu de yolu hatırla.

Gündüzün karşısı gece,
Enginin yoldaşı yüce,
Genç olanın sonu koca,
Dere de seli hatırla.

Dünya yalan ölüm gerçek,
Kötülükten elini çek,
Kırlarda açılan çiçek,
Bülbül de gülü hatırla.

Allah’ın dediği olur,
Yazılanlar başa geli,r
İnsan doğduğu gün ölür,
Vahap de, ölümü hatırla..
-------------------------------
KAYNAK:





Resimli linkler

360 Derece Dönen Resimler ve web linkler