son dakika haberler:

25 Ağustos 2015 Salı

AŞIKLAR VE ŞAİRLER.

                       BİYOĞRAFİ
          ŞAİRİNİ KENDİ DİLİNDEN          
    Ben Ali Ataş 1946 yılında Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit köyünde ekin tarlasında dünyaya gelmişim. Her nedense? Nüfusa 08 Şubat 1948 doğumlu olarak kaydettirmişler. Adım Ali Soyadım Ataş “Âşık” Mahlasımdır. Okuma yazması olmayan ailenin 3. evladıyım. Babam dedemin Pazarcıklı olduğunu söylerdi. Ancak doğumu bilinmemekte, 01.07.1862 tarihinde ölmüş. Babam Dabanlı aşiretinden Veli, soyadı Ataş lakabına Ateş derlerdi. Annem Fatma, lakabına Gıro’nun kızı derlerdi. Kızıllı aşiretinden kara Bekir’in Torunudur.
   Yoksullukların beraberinde getirdiği huzursuzluklarla geçen çocukluk yıllarımı çok iyi hatırlıyorum. Ben şimdiki çocuklar kadar şanslı bir çocuk değildim. Oyuncaklarım olmazdı. Oyuncaklarımı tahtadan kartondan tenekeden kendim yapıp oynamak isterdim. Fakat babam yaptığım oyuncaklarımla oynamama izin vermeyip Oyuncaklarımı kırardı.
   Çağlayancerit 2014 tarihi itibarıyla 28 yıl önce Türkiye’nin ve Kahramanmaraş’ın en büyük köylerinden biriydi. Biz fakir bir aile idik, mezarlık yakınlarında odası olmayan ahşap iki katlı 45 metre kare bir evimiz vardı. Alt katta sığırlarımız yatar üst katta on baş horanta bir arada yaşadık.
   Köyde elektrik yoktu. Geceleri gazyağı lambası, çam, lastik kırıntıları ile evimizi aydınlatırdık. Tüm evlerde olduğu gibi bizim evimizde de su yoktu. Köyün gelini kızı Keziban Hatun Camisi’nin önündeki büyük pınardan bakraçlarla evlerine su taşırlardı. O tarihlerde köye 3 veya 4 metre kar yağardı. Pınara gidilmediği günlerde annem kar eriterek içecek suyumuzu temin ederdi. Okul çağım gelmişti. 1956 yılında Keziban Hatun Camisi’nin yanındaki Molla Yusuf’a ait iki katlı, ahşap bir evde okula başladım. Üç ay sonra şimdiki adıyla İstiklal mahallesindeki merkez okulunun yerine köy halkı tarafından yaptırılan tek katlı iki derslikli okula taşındık.
   Evimizde ders çalışacak bir odamız yoktu. Bir kara kalem, bir defter, bir de silgi’m olurdu. Defterin yazılan sayfalarını siler günlük derslerimi yazarak okul bitinceye kadar 1 defter ile idare ederdim. Kitap konusunda arkadaşlarımdan faydalanırdım. Özel bir ayakkabım yoktu. Kadran lastiği ya da babamın sığır derisinden yaptığı ham çarığı giyerdim. Çorabın ne olduğunu bilmedim. Sabah, öğle günde iki kez okula giderdim. Buğday ekmeğin bilmezdik. Gilgil darı, Ekmeği yiyerek büyüdüm. Çok zaman kahvaltısız okula gittim. Eğer akşam yemeğimizden birkaç lokma kalmışsa sabahleyin onu yiyip okula giderdim. Okula giderken bir odun götürürdüm. Götürdüğümüz odunlarla okulda sobada ısınırdık. Sınıfta 85 erkek öğrenciydik aramızda kız öğrenci yoktu. O tarihlerde kız çocukları okula gönderilmezdi. Çünkü köyde örümcek kafalı ileriyi göremeyen insanlar vardı. 
   Başta anlattığım gibi köyün bir tek pınarı vardı evlerde suyun olmadığı gibi okulumuzda su yoktu. Teneffüse çıktığımızda su içmek için okula yakın evlere koşardık. Evlerde su olmadığı zaman okula 300 metre uzaktaki pınara yağmurda yağsa koşarak gider suyumuzu içer nefes nefese okula dönerdik. Derse geç kaldığımızda vay başımıza gelenlere. Öğretmenimiz bizi cezalandırır yarım saat sınıfın bir köşesinde tek ayaküstü dinel tirdi. Yâda kışın soğuğunda döşümü açtırarak 20 dakika kar üzerine ağzı üstü yatırırdı. Bunları hep yaşadım. O tarihlerde köyün fahri imamı Hasan Basri Tükel Hocadan dini dersler aldım.
   1960 yılında Öğretmenim Ali Asker’den ilkokul diplomamı aldım. Şu an öğretmenim yaşıyor onun ellerinden öpüyorum. Öğretmenim okumamı çok istiyordu. Fakat ailemin fakir olması nedeni ile okuyamadım. Elimden her iş gelirdi. Çok güzel resim çizerdim. Öğretmenim ve arkadaşlarım bana usta derlerdi. 4.sınıfta şiir yazmaya başladım. Yazdığım şiir’lerde Genelde Çağlayancerit Halk’ının dertlerini yaşantılarını isteklerini köyün dertlerini dile getirdim. Şiirlerimde Kimseyi ötekileştirmedim. Birlik beraberliğe çağrılar yaptım.  
   Üzüntümü, sevincimi, öfkemi, kısacası tüm duygularımı Şiirlerimle anlattım. Öğrencilik yıllarımda gazete ve kitap okumayı çok severdim. Fakat okuyacak ne gazete ne kitap bulabilirdim.  O tarihlerde köye katırlarıyla kitap satan insanlar gelirdi. Kitap almaya param olmadığı için. Kitapların kapak yazılarını okurdum. Babamın kitap alacak parası yoktu.
Orada bulunan Salman K. İsimli yaşlı amca: “Ali bana baba de, sana istediğin Kitapları alırım.” deyince öyle sevindim ki…   
   Salman amcaya baba dedim. Bana 4 tane şiir kitap aldı. Sevincimden uçuyordum sanki. Kitapları alıp eve geldim.
   Babam evdeymiş “Nerden aldın o kitapları” dedi. “Salman amcaya ‘baba’ dedim o aldı.” dediğimde babam sinirlenerek sayfasını açmadığım kitapları elimden aldı kimini yırttı, kimini ateşe atıp yaktı. Ve beni dövdü. Hacı dayım da kitap olduğunu biliyordum. Ağlayarak dayıma gittim. Dayımdan emanet birkaç kitap aldım. Korkumdan dayım ile birlikte eve geldik. Babam yine kitapları elimde görünce çıldırdı. “Bu defa kime baba dedin.” deyince dayım “ Kitaplar benim emanet verdim. Okusun sonra alırım.” dedi. 
   Kitaplar bir müddet bende kaldı. Daha sonra rahmetli şair Abdurrahim Karakoç’un “Hasan’a Mektuplar” isimli şiir kitabı elime geçti onu okudum.
   Tenekeden kendime bir saz yaptım. Ve kısa zamanda saz çalmayı öğrendim. Daha sonra babamın bana verdiği harçlıkları biriktirip bir saz aldım. Saz çaldığımı duyan köyün bazı örümcek kafalı insanları babama saz çalmanın günah olduğunu, öldüğüm de cehennemde yanacağımı söylemişler. Babam bu örümcek kafalı insanların sözlerine inanarak saz çalmama izin vermedi. Sazı bir müddet komşularda sakladım. 
   Özel bir albümüm yok. Teyp kasetlerine kendi yazdıklarımı ve bazı sanatçıların eserlerini okudum. Bir gün evde saz çalıyordum babam rastladı. Sazı elimden alıp duvara çaldı kırdı. Sazımın kırılmasına dayanamadım.
   O zamanlar “Kuş uçmaz kervan geçmez” köy olan Çağlayancerit, beni sıkmaya başladı. Babama küserek evden ve köyümden kaçtım. O tarihlerde köyün yolu ve arabası yoktu. Peşimden gelen olur korkusuyla kısığın içinden akan coşkun suların kenarlarından yürüyerek bazı yerlerde suyu geçerek
   14 saat  aç, susuz, yayan yürüyerek köye 30 kilometre mesafede olan asfalta vardım. Bir yük kamyonuna binerek Maraş’a gittim. Kimseyi tanımıyordum. Yatacak yerimde yoktu. Birilerine sordum. Bana bir yer tarif ettiler gittim. Tarif edilen yer saray altı mahallesinde Hüseyin emminin hanı imiş. Bu handa günlüğü 10 kuruşa bir yıl kaldım. İşsizdim. Param yoktu. İnşaatlarda çalıştım hamallık, ayakkabı boyacılığı, seyyar Satıcılık fotoğrafçılık yaptım. Gazete sattım. Daha sonra yazdığım                            
   Şiirlerimi matbaalarda çoğaltarak çarşıda, mahallede, satmaya başladım. Biriktirdiğim üç beş kuruş ile kendime yine bir saz aldım. Şiirlerimi satarken çok zaman sazım omzumda olurdu. Bulunduğum müsait ortamlarda çalar söylerdim. Ancak çevreme toplanan insanlara irticalen söylerdim buda insanların çok hoşlarına giderdi.
   Birçok şair ve âşıklarla karşılaşıp tanıştım. Âşık ve şairlerle atışmalar yaptım. Yine bir gün Kahramanmaraş’ta çarşı başında şiir satıyordum. Temmuz’un sıcağında abalı, ham, çarıklı, kıl çoraplı, başı poşulu iri yarı birini gördüm. Yanına sokuldum şiir’lerimle kim olduğunu bu mevsimde neden? Böyle giyindiğini sordum. Bana cevap vermeden dinledi. Sonunda âşık sözün bitti mi? Evet bitti dedim.
   Öyleyse sıra bende dedi. Sorduklarıma bir, bir şiir’iyle öyle cevaplar verdi ki şaşırıp kaldım. Son şiir’inde Abdulvahap Kocaman olduğunu söyledi. Önceleri de ismini duyardım. İnanın şok oldum.
   Özür dileyip elini öptüm. Sırtımı sıvazladı. Meğerse kendiside kaset satıyormuş. Bana bir şiirli kasetin hediye etti. O kaseti saklıyorum. Büyük şair Abdulvahap Kocaman’ı hiç unutamam. 14 ağustos 2005 yılında vefat etmiştir. Allah Gani, Gani rahmet eylesin.
  Türkiye’de birçok il, ilçe, köy dolaştım. Halkım beni  “Âşık Ali”  olarak tanıdı. Macerayı ve övünmeyi sevmem. Olduğum gibi görünmeye çalışırım. Son zamanlarda içime kapalı bir insan oldum. Velhasıl gurbetin kahrını çok çektim.
   Tekrar Kahramanmaraş’a döndüm. 1959–1966 yılına kadar yazdığım şiirlerimi bir defterde toplamıştım. Ne yazık ki o günkü şiirlerimin tümünü bir yolculuk sırasında kaybettim.
  1966 yılından sonra yazmaya devam ettim. Annem, şehre gelip gidenlerle köyüne evine dönsün, diye ara sıra haber salıyordu. Annemi kıramazdım. Geçmişte babama olan dargınlıklarımı kırgınlıklarımı unutarak tekrar köyüme döndüm.
   1968 yılının 18 Nisan’ında evlendim. 7 ay sonra askere gittim. İlk birliğim Sivas Temel Tepe oldu. (Yılmaz GÜNEY) Sivas’ta imiş. Tanışma imkânım oldu 2 ay sonra Tokat’a gittim. Burada Muhlis Akarsu ile tanıştım.  Eve mektup yazarak sazımı istedim. P.T.T. ile gönderdiler. Komutanlarım çalıp söylememe engel olmadılar. Cumartesi, Pazar, günleri Alay’ın anons hoparlörlerinden Çaldım çağırdım.
   Muhlis Akarsu ile subay gazinosunda sahne aldım. İki Ay sonra usta birliğine gitmek üzere kura çektik. Muhlis Akarsu Erzurum Hasan Kale’ye, ben Gaziantep’e gidecektim. Komutan yerlerimizi değiştirdi. Ben Erzurum Hasan Kale’ye Muhlis Akarsu Gaziantep top taburuna gitti daha birbirimizi göremedik.
   24 ay askerlik yaptım. Asker ocağında şiir yazmaya devam ettim. O tarihlerde yazdığım şiirlerimin birçoğu bulunduğum il ve ilçenin mahalli gazetelerinde yayımlandı. Yüzlerce şiir’im birçok dergi ve kitaplarda yayımlandı. O günkü gazete ve dergileri hala saklarım. Köyüme döndüğümde işsizdim. Yapacak bir işim yoktu. Birkaç yıl Çukurova yazılarında çapa vurdum, pamuk topladım. Kendime bir meslek edinmeyi düşündüm.
   Cerit’te elektrik yoktu köye ilk jeneratörü ve televizyonu ben getirdim. 1977/1978 yıllarında çay ocağı çalıştırdım. Daha sonra bazı elektronik kitaplar alıp okumaya başladım. Usta yanında çalışmadan radyo tamirciliğini kısa zamanda, kendi kendime A’ dan Z’ ye öğrendim.  Köyde elektrik yoktu. Piyasada gaz yağı ile çalışan gaz ocağı vardı. Bu ocakta demir ısıtarak radyonun lehim işlerini yaptım. Radyoların dış kabinlerini çam tahtalarından bizzat kendim yaptım. Birçok yeni radyolar imal ettim.
   1984  yılında köye elektrik geldi. Radyoculuğun beraberinde televizyon tamirciliği ile ilgili kitap ve dergiler okuyarak televizyon tamirciliğini de kendi kendime öğrendim. Tamirciliğin yanı sıra bir müddet elektrik, su tesisatçılığı, sıvacılık, yaparak geçimimi sağladım. Yaşadığım hayatımı, üzüntülerimi, sevinçlerimi, pişmanlıklarımı, ibretlik olayları tüm yönleriyle anlatsam sayfalar yetmez.
   Her insanın hayatı acı, tatlı yaşanmış gerçeklerle dolu olur. Yaşananların bir kısmı anlatılabilecek ve ders alınabilecek türlerden olduğu gibi bazı olaylar ise yaşayanda sır olarak kalır. Gizlidir, anlatılmaz. Bir yakınıyla dahi paylaşmaz. O, insanın kendisiyle birlikte mezara gider. Her insan için yaşanmış üzüntünün, sevincin, başarının ve başarısızlığın hayatın birer parçası olduğunu anlatmaya çalıştım. Hayattan ümit kesilmemesi gerektiğini, insanlar arasında komşulukların dostlukların Arkadaşlıkların bitmemesini isterim.  
   Çektiğim cefa ve sıkıntılara rağmen bu gün her şeyimi babama borçluyum. “ALLAH” rahmet eylesin eğer babam sazımı kırmasaydı belki köyümden ayrılıp gurbete gitmezdim. Ve köyümden çıkmazdım. Hayatın zorluklarını çilelerini yaşamasını bilemezdim. Belki de şiir dahi yazamazdım. Maalesef  babaya olan evlatlık borcumu ödeyemediğimi, geçmişteki hatalarımı ancak kendim baba olduğumda anladım. Çocukluğumda babamdan gördüğüm ağır baskılar bu gün dahi rüyalarıma girmektedir. Şimdi anladım ki o günün şartları onu gerektiriyormuş. Merhum babama ve anneme Allah’tan rahmet diliyorum.
   04 Mayıs 2003 tarihinde bilgisayar ve internet ile tanıştım. (http://atasali.com/) sitesi sayesinde Çağlayancerit’in tanınmasına büyük katkıda bulundum. Şiirlerimi ve ilçede olan günlük haberleri web sitelerimde yayınlama imkânı buldum. Dünya insanları Çağlayancerit’i ve Âşık Ali’yi daha yakından tanıdı.  Halkla iç içe oldum. İnternet ortamında çok şair yazar dostlarım oldu. Daha sonra kendimde (http://atasali.blogspot.com.tr) sitesini kurarak her iki siteyi de güncellemeye çalışmaktayım.
   İlçemizde üniversite okuyan gençler ve hiç tanımadığım birçok üniversite öğrencileri biyografimden ve şiirlerimden yararlanarak tezlerini tamamlamışlardır. Buda benim için kurur kaynağıdır. 5 çocuk babasıyım13 torunum var. 20 yıldır saz çalmayı bıraktım.
   Şiir yazmaya devam ediyorum. İlçede çıkan Çağlayancerit’in sesi gazetesinde 7 ay kadar köşe yazarlığı yaptım. Şiir yazmaya devam ediyorum. Çağlayancerit ile ilgili bir kitap yazıyorum. 1.şiir kitabım (Çağlayancerit) ismiyle Ekim 2011 de 144 sayfa olarak çıktı. 2.şiir kitabım yine 144 sayfa olarak (Anlatamadım) ismiyle 2012 yılı Ekim ayında çıktı. 3.Kitabım 209 sayfa olarak (İnanmadılar) ismiyle Mayıs 2014 de çıktı. Şiirlerle dolu bu Kitaplarımı siz okurların beğeneceğinize inanıyorum. Saygılarımla…
--------------------------------------------------

            OZAN MEVLÜT KİMDİR?
    Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesinde fakir bir ailenin çocuğu Olarak dünyaya geldim. Tüm güzelliklere hasret çocukluğum ve Gençliğim geçti Lakabımıza ozanlılar derler babam ozanlı İbrahim bende ozanlı mevlit uzun uzadıya bir öz geçmiş yazıp vaktinizi işgal etmek istemiyorum. Allah’ü tela yarattığı insanlara yardım eylesin. 1989 yılından beri Almanya’da ikamet ediyorum. Hasretle doğduğum
   Gibi acılarla yaşıyorum. 1999 da ocak yayınlarında basılmış bir Kitabım var ön sözünü yazan değerli hocam Abdurrahim Karakoç isim vermişti. İlk kitabım
Karakoç Sevda Yağmuru 2. Kitabım Bahaettin Karakoç Hocam önsöz yazdı. Ve isim verdi.  Aşkın Böylesi 2010 yılında yayınlandı. 3.Kitabım’a yine Bahaettin Karakoç Hocam önsöz yazdı. Ve isim verdi. Yüreğimin Tınıları  2011 Yılında lazer yayınlarında çıktı. Bu kadar Derde kedere rağmen İnşallah yeni kitaplarla buluşmak dileği ile. İnsanlık âlem’ine barış huzur mutluluk dileklerimle. Selam ve dua ile.
Ozan Mevlüt 
 ---------------------------------------------

        ÂŞIK MAĞDUR ALİ KİMDİR?
   Âşık Mağdur Ali ailenin ikinci evladı olarak 1955 yılında doğmuşum. Doğum esnasında kalçamı çıkartmışlar. Okula gitme çağım gelmişti. Yürür iken topallıyordum. Komşularımız İsmimi topal Ali olarak çağırırlardı. İsmim topal Ali olarak kaldı.
   Evimiz 35 metrekare. Ailemiz (10) baş horanta idi. Anne baba tüm aile odası olmayan bu evde yaşadık. Suyumuz ve elektriğimizde yoktu. Oturduğumuz evi geceleri çıra ışığıyla aydınlatırdık. Annemin okuma yazması yok. Babam ise komşuların davarlarını otlatırken taşların üzerine harfler yazarak kendi kendine okuma yazmayı öğrenmiş.
   1961 yılında ilkokul’a başladım. Okuma azmim olmadığı için devamlı okuldan kaçardım. Ancak dördüncü sınıf’a kadar okuyabildim. Köyümüzde Âşık Ali diye biri vardı. Kendisi hala yaşıyor Allah Aşığımıza daha uzun ömürler versin. Âşık Ali benim çocukluk yıllarımda düğünlerde aile toplantılarında çalar söylerdi. Bu âşıktan çok etkilenirdim. Aşığı dinlemek için Acaba Âşık bu gün nerede çalıp söyleyecek diye takip ederdim. Taşlamacı bir âşıktı. Toplumda bulunan herkese bir şeyler söylerdi en çok dikkatimi çeken konu bu olurdu. Çocuk olduğum için beni aşığın toplantısına almazlardı. Aşığı dinlemek için bulunduğu odanın duvarlarına kulağımı dayayarak  pencerelerde bacalarda onu dinlerdim. Askerlik çağım gelmişti. Fakat topal olmam nedeniyle tertiplerim ile askere gidemedim. Çok üzgünüm.
   1970 yılında Evden ve köyümden kaçtım. 18 saatlik yaya yol yürüyerek asfalta geldim. Bir yük kamyonuna binerek Kahramanmaraş’a geldim. Bir daha köyüme dönmedim.
   1976 Yılında evlendim. İşsizdim. Kahvehanelerde çay ocaklarında garsonluk yaparak evimi geçindirdim.1977 yılında Âşık Meftunu İle tanıştım. Âşık Meftunu dan saz dersleri aldım. Yavaş, yavaş saz çalmayı öğrendim. 1980 yılında mahalleye bakkal dükkânı açtım. 2 sene dükkân çalıştırdım. Sonunda dükkânı da batırıp işsiz kalınca 3 tekerli bir Motosiklet aldım. Bir müddet çarşıda pazarda motorculuk yaptım. Daha sonra motoru satıp bir taksi aldım. Çarşıda dolmuşçuluk yapmaya başladım. Sıkıntı telaş derken sazı bir kenara bıraktım. Epey zaman saz çalmadım. Baktım olacak gibi değil. 1982 yılında kendime yine bir saz alıp çalmaya başladım. Çalıp söylemekten bir müddet sonra ses tellerim bozuldu.
   1998 yılında boğazından ufak bir operasyon geçirdim. Saz çalmaya bir müddet ara verdim. Kahramanmaraş’ta Halk Ozanları derneğinin olduğunu öğrendim. Derneğe gelip gitmeye başladım. Bu derneğe üye oldum. Burada Öksüz ozan, Âşık Kul Osman ve birçok ozan arkadaşlarla tanıştım. Dernekte ufak, ufak çalıp söylemeye başladım. Derneğin ileri gelenleri bundan böyle senin mahlasın Âşık Mağdur Ali’dir dediler. Böylece topal Ali isminden de feragat ettim. Dernekteki arkadaşlarımın sayesinde Sazımı alıp toplum karşısına çıktım. Veda gecelerinde düğün salonlarında necip Fazıl Kısakürek kültür merkezinde
Sahneler aldım.
    2007 yılında haluk levent, Emre Saltık, Ali Temiz ile Âşık Mağdur Ali mahlası ile bir konsere katıldım.  Ara sıra Kahramanmaraş “Aksu” ve Gaziantep “Olay” tv. lerinde çalar söylerim. Şimdi ise Kahramanmaraş halk ozanları Derneğinde başkan yardımcısıyım. Sözü ve müziği bana ait olan birkaç eserim vardır. Evliyim 2 Kızım 2 Oğlum 5 Torunum vardır. Kahramanmaraş Namık kemal mahallesinde ikamet etmekteyim.
------------------------------------------------
 
           MEHMET EYİCE KİMDİR?
   Mehmet Eyice Ailenin 4. ve en küçük çocuğu olarak 1959 yılında Çağlayancerit köyünde dünyaya gelir. Anne ve babasının okuma yazması yoktur. Annesinin bir anlık ihmalliği yüzünden 3 aylık bebek iken yere düşürülür düşme sonucu görme yeteneğini kaybeder.
Ailenin fakirliği yüzünden Mehmet doktora götürülemez. Ebedi görme engelli olarak kalır.
  1980 yılında annesini 1989 yılında babasını kaybeder. 4 ablasıyla beraber baş başa kalır. Ancak okuma yazması yoktur. Mehmet genç bir delikanlı oluncaya kadar yalnız başına evden dışarı çıkamamış.
  1974’de Şiir yazmaya başlar. Görme yeteneği olmadığı için şiir’lerini kâğıda değil de hafızasına yazar. Tüm şiirlerini hafızasının bir köşesine kaydeder. Şair çok zekâlıdır.
   1974 yılında yazdığı ilk şiir’ini bu gün bile tereddüt etmeden okur. Şair biriktirdiği üç beş kuruş harçlık ile kendine bir saz alır. Köyünde saz çalan olmadığı için kendisine bir saz öğreticisi bulamaz. Saz çalmayı kendi kendine öğrenir. Şiirlerini bir kitapta toplama imkânı olmayan şair
  1974 ten 2013 yılına kadar yazmış olduğu Tüm şiirlerini sazıyla teyp kasetlerine okuyarak “Sazım Sesim Deyişlerim” adı altında tüm şiir’lerini arşivlemiştir.
   1978’de İstanbul’a gider 6 Nokta Körler Rehabilitasyon Merkezinde
6 ay eğitim görür. Kabartma yazıyı öğrenir. Kabartma yazı ile yazılan tüm yazıları okur. Okulda birçok arkadaşlar edinir. Kabartma yazı ile arkadaşlarına mektuplar yazar. Kendisisine gelen mektupları parmaklarının ucu ile okur.
  1983 de Kahramanmaraş Ertuğrul gazi Körler Okulunda dışardan bitirme sınavına katılır. Okulun İlk diploma alan bir numaralı öğrencisi olur.
  1987’de evlenir 1990’da bir oğlu dünyaya gelir. Çocuk. 3,5 yaşına geldiğinde hastalanarak ölür. İkinci bir çocukları olmamıştır.
  1974 ten 2013 yılına kadar Yazdığı tüm şiirlerini hayırsever bir arkadaşı tarafından sesli olarak bilgisayar hafızasına aktarılmıştır. Şair’in birçok şiirleri körler okul’u dergilerinde yayınlanır. Bir çok şiir’i 6 nokta körler okulu öğretmenleri tarafından sesli olarak CD’lere okunmuştur.
  Şair Çağlayancerit ilçesinin İstiklal Mahallesinde ikamet etmektedir. Şiir yazmaya devam eder. Şairimiz zeki ve gururludur. Komşularının verdiği sadakayı kabul etmez. Benden daha düşkün olanlara verin der. Boş durmayan şair çakmaklara kaz doldurarak iskemle yapıp satarak ve devletin verdiği malullük maaşı ile geçinmektedir.
-------------------------------------------------------

           
ŞAİR RAMAZAN KİMDİR?
   Ben Ramazan Kınalı Babam Ali Kınalı lakabına bıdık Ali derler. Camcılar sülalesindeniz. 3 kız 4 erkek 7 kardeşiz. Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesine bağlı Küçükcerit köyünde ailenin 5. evlatı olarak 05.05.1988 tarihinde dünyaya gelmişim. Ramazan ayında doğduğum için adımı Ramazan koymuşlar.
   Babam köyde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşır. 1996 yılında ilkokula başladım. Her dönem takdir ve teşekkür belgeleri aldım.  3 yıllık ortaokuldan sonra. Zorunlu eğitimimi 2004 yılında tamamladım. İçimde hep okuma hevesi vardı. Fakat fakir olmamızdan dolayı yüksek okul okuyamadım. Şimdi dışarıdan lise okuyorum. İnşallah devamı gelecek.
   Bir müddet babamla bağda bahçede tarlada çalıştım. Yaz gelince yaylaya göçerdik. Yaylada hep keçi güttüm. Genelde yaylada kalırdım arada bir köye gelir giderdim. Bizim köyde bir kız vardı. Onu çok seviyordum, Sonraları onun beni sevmediğini öğrendim. Ben ona tamamen gönül bağlamıştım. Bir gün beni sever ümidiyle çok bekledim. Sevmediğini öğrenince başladım şiir yazmaya.
   Beni şair yapan o kız oldu. Askerlik çağım gelmişti. Askere gittim. Ben askerde iken başka birine söz kesilmiş. Dilimden şu sözler döküldü.
   Ben askerde iken kesilmiş söz Yandı içimde o an alevlenen köz bağlandı elim kolum haydi çöz Kader yine vurdu tokadını Bana da Allah mesut etsin demek düşerdi. Fakat içim kan ağlıyordu.  Askerliğim bitti köye geldim. Köyde fazla durmadım. Aldım çantamı valizimi ver elini gurbet dedim. Daha sonra evlendi haberini aldım. Kendi kendimi sorguladım Ramazan seni sevmeyen birini sen nasıl seversin dedim yinede sayfayı kapatamadım.
   Bir türlü kalbimden söküp atamadım. Ancak o benim ilk âşık olduğum kız’dı. Beni şair yapanda o oldu. Bu güzel yüreğimin bir köşesinde hep kalacak
   NOT: Biyografiler Âşık Ali tarafından kaleme alınmıştır.


Resimli linkler

360 Derece Dönen Resimler ve web linkler